Taşların Arasından Süzülenler

Bugünün en önemli olgularından biri, dünyadaki bütün ulusları etkileyen göç akımlarıdır. Yarım asırdır bir çok ulusun ekonomi-politiği, bu göç akımlarının etkilerini de hesaba katmak suretiyle yeniden belirlenmektedir.

Önümüzdeki elli yıl boyunca ise bu göçlerin etki alanlarının, göçmenlerin ve yönelecekleri bölgelerin sayısının katlanarak artacağı öngörülmektedir. Dolayısıyla, bu olgunun yarattığı sorunlara getirilen çözüm tipleri, aynı zamanda, henüz daha başlarında bulunduğumuz bu yüzyılın ne yönde şekilleneceğini bildiren önemli göstergelerdir.

Buna istinaden, dünyanın her yerinde değişik uygulamalar denenmekte, hukuki çerçeveler, bir takım homurdanmalar eşliğinde genişletilmeye çalışılmaktadır ; fakat hâlâ kabul edilebilir çözümler bulunduğunu söylemek için erken. Zira uluslararası anlaşmaların ve hasıraltı politikalarının çektiği kalın bir perde ardında süregelen müthiş bir çatışma söz konusu.

Peki, bir çok göç yolunun tam ortasında kalan Türkiye bugün ne durumda?
Okumaya devam et

“A Morte Devagar”

Geçenlerde karşılaştığım bu şiir, Türkiye’nin şu günlerde içinde bulunduğu süreçle harmanlanarak okunacak olursa, özünden biraz daha farklı bir anlama bürünecektir – yaşananların da aslında özünü aşarak başka anlamlar kazanması gibi. İşte bu yüzden paylaşmak istedim: Okumaya devam et

Kingsley’s Crossing

Bu güne kadar, vâdedilen Avrupa topraklarına ulaşmaya çalışan yasadışı göçmenlerin hikayelerini haberlerde bir çok kez dinlemişizdir, “Afrika’dan geldiği ve yasadışı göçmenler taşıdığı belirlenen bir kayık sahil güvenlik tarafından durduruldu.” Bu kadar.

Son kırk yıldır Batı’da bir çok politik tartışmanın konusu haline gelmiş yasadışı göçmenler mevzusunu ele alırken, bunun çift taraflı bir hikaye olduğunu unutmamak lazım.

Fransız bir fotomuhabir, Olivier Jobard, Kingsley adında bir Kamerunlu göçmeni yolculuğu boyunca takip etmiş ve “Kingsley’s Crossing” adlı bu çok güzel projeyi hazırlamış. Yirmi dakikanızı verip madalyonun öbür yüzüne gözatmanızı tavsiye ederim.

Ebedi Rüya

Bir sabah uyandınız, etrafınıza baktınız ve kafanız hiç olmadığı kadar karıştı. Az önce yeşil ormanların ve mavi göllerin kuşattığı bir ovanın üzerinde süzülüyordunuz, ya da tanıdık yüzlerle birlikteydiniz ve girift bir maceralar dizisi yaşıyordunuz ; şimdiyse dört duvar arasında bir yatakta yatıyorsunuz. Az önce yapmakta olduğunuz her şey o kadar berrak ve canlıydı ki, bunların gerçek olduğundan eminsiniz. Öte yandan şu an yatakta olduğunuz da bir gerçek ; dolayısıyla az önce uyanmış olmalısınız… Yoksa hepsi bir rüya mıydı?

Okumaya devam et

İstanbul’da Bir Hayalet

Son zamanlarda, bu güne kadar kendi köşesinde varoluş mücadelesini sürdüregelmiş ve neredeyse bir asırdır görmezden gelinmiş bir mahalle, İstanbul gündeminde önemli bir yere sahip oldu ; fakat bu defalarca tecavüze uğramış ve kendi köşesinde çürümeye bırakılmış mahallenin gerçek hikayesini pek azımız bilir. İşte İstanbul’daki bu hayalet mahallenin hikâyesi: Okumaya devam et