Yazar Hakkında

Nihai olan nedir?
Hep daha iyisi için uğraşmak mı?
Peki ya sadece, basitçe mutlu olmak?
Soyunun devamlılığını sağlamak olabilir mi?
Bazılarımız için Cennet’e nail olmak olabilir mi?
Hatta, “hayat” dediğimiz varoluş biçiminin bir amacı olmayabilir mi?

Açık konuşayım, ne kadar kafa yorulursa yorulsun, bu soruya herkes için geçerli bir cevap olduğunu düşünmüyorum. Aslında her birimizin elinden gelen tek şey, galiba, bu soruya ikna edici bir cevap bulmak, ve doğru olduğunu umarak yolumuza devam etmek.

Benim bulduğum cevap ise birikimlerimi paylaşmak oldu. Tahtalı köyü boyladığımızda, yani bilincimiz sönüp gittiğinde, yaşamaya devam edecek tek şeyin, hala hayattayken üretme ve paylaşma şansı bulduğumuz şeyler olduğunu düşünüyorum. Bunlar düşünceler, şarkılar, sözler, ilişkiler, anılar, her türlü hissiyat – kısaca her şey olabilir. İşte bu ürettiklerimiz ve paylaştıklarımız, insanlara bir şekilde dokunmaya ve takdir edilmeye devam ettikçe, bizi de o kadar müddet hayatta tutarlar.

Doğum ve ölüm arasındaki yolun, yani hayatın, aslında ölümsüzlüğe ulaşmanın yolu olduğunu düşünüyorum. Kimisi, yaşarken yaptıklarıyla başka insanların zihninde ve ruhunda kendine bir yer edinmeyi başarırken ve böylece ölümsüzlüğe ulaşırken ; kimi insan da bir kır çiçeği gibi zamanı gelince solup gider – bu fikriyat için de böyledir, hissiyat için de.

Bunlar kulağa, belki özlemini duyduğu şeyi yanlış raflarda arayan, belki de aradığını bulmuş ama henüz farkında olmayan; sonsuzluk arayışı gibi sonsuz bir arayışa kendini fazlaca kaptırmış bir delinin sözleri gibi geliyor olabilir. Ben ise, sevdiğim bir yönetmenin de dillendirdiği üzere, şöyle düşünüyorum:

“Deli bir dünyada, ancak deliler aklıselimdir.” Akira Kurosawa.