Ebedi Rüya

Bir sabah uyandınız, etrafınıza baktınız ve kafanız hiç olmadığı kadar karıştı. Az önce yeşil ormanların ve mavi göllerin kuşattığı bir ovanın üzerinde süzülüyordunuz, ya da tanıdık yüzlerle birlikteydiniz ve girift bir maceralar dizisi yaşıyordunuz ; şimdiyse dört duvar arasında bir yatakta yatıyorsunuz. Az önce yapmakta olduğunuz her şey o kadar berrak ve canlıydı ki, bunların gerçek olduğundan eminsiniz. Öte yandan şu an yatakta olduğunuz da bir gerçek ; dolayısıyla az önce uyanmış olmalısınız… Yoksa hepsi bir rüya mıydı?

Bu ilginç duruma ; yani kişinin rüya gördüğü sırada, rüya gördüğünün bilincinde olması haline lüsid rüya (ing. lucid dream, “berrak rüya”) denir. Lüsid rüya terimi ilk defa, Fransız bir yazar ve sinolog (Çin dili ve edebiyatı uzmanı) olan Léon d’Hervey de Saint-Denys tarafından kullanılmıştır. Kendisi, küçüklüğünden beri lüsid rüyalar görmektedir ve hepsini bir deftere not almaktadır. Bu gizemli olgu onun için karşı konulmaz çekiciliğe sahip bir araştırma konusu ihtiva eder. Rüyalarla ilgili, bulabidiği her türlü zamandan, her türlü belgeyi incelemeye koyulan Léon, 1867’de, lüsid rüya üzerine ilk kitabı yazar.

“Les Rêves et les Moyens de Les Diriger”
(“Rüyalar ve Onları Yönetmenin Yolları”)

Lüsid rüya üzerine yazılan ilk kitap.

Léon’un zamanından bu güne, lüsid rüya, üzerinde bir çok araştırma yürütülmüş ve artık varlığı bilimsel olarak da gözlemlenebilen bir olgu haline gelmiştir. Kısaca, lüsid rüya gören kimselerde, beta-1 frekans bandının daha sık deneyimlendiği gözlenmektedir. Bu da, beyindeki parietal lob’un (duyumsal verilerin – dokunma, görme, duyma – birleştirilmesi işlevini gören kısmın) normalde uyku esnasında olması gerekenden daha aktif olduğu anlamına gelmektedir – yani esasen, rüyayı gören kişinin bilinci açıktır.

Hatta 1970 yılında, Keith Hearne (Kiyt Hörn) adında bir psikolog, dünyanın ilk lüsid rüya konulu uyku laboratuvarı deneyini gerçekleştirmiştir. Deneyde, önceden belirlenen talimatlar çerçevesinde, lüsid rüya esnasında gözlerini hareket ettiren bir denek ile başarılı bir şekilde iletişim kurulmuştur.

Dr. Keith Hearne
(Lüsid rüya konulu doktora tezine göz atmak için fotoğrafa tıklayabilirsiniz.)

Lüsid rüyalar, uykunun REM (Rapid Eye Movement) safhasında meydana gelirler. Normalde REM boyunca, beyindeki dorsolateral prefrontal cortex etkin durumda değildir. Bu bölge, duyumsal uyarıcılarla etkileşimi ve bu verilerin anılara dönüştürülmesi işlevini yerine getiren bölgedir. Kişinin, rüya gördüğünün bilincine varması, işte bu kısmın etkinleşmesiyle başlar.

Bazı insanlar doğuştan lüsid rüya görmeye meğilli olsalar da, hemen hemen herkesin pratik yaparak lüsid rüya görebileceği düşünülmektedir. Lüsid rüya konusunda deneyimli olanlar ise rüyalarını istedikleri gibi şekillendirebildiklerini söylerler. Bu olgunun bilimsel keşfi ile birlikte, karabasan, astral yolculuk gibi bazı paranormal olguların ve meditasyon, yoga, mistik ayinler gibi bazı kadim rituellerin temelinin aslında lüsid rüya ile bağlantılı olduğu düşünülmeye başlanmıştır.

Tibetli Yoga pratisyeni Düsum Khyenpa’nın (1110-1193), lüsid rüya konusunda bir uzman olduğu düşünülmektedir.

Esas başka bir meseleden bahsetmek istiyorum ki, bunun için şu iki olguya da değinmek gerekiyor:

  1. Vücudun geri kalanının faaliyeti durduğunda (yani beden ölümü gerçekleştiğinde) bile, beyin 6 ila 12 dakikalık bir süre boyunca, bilinç açık olarak, çalışmaya devam edebilmektedir. Bu beyin faaliyetinin büyük bir kısmı ise REM uykusuna benzer bir vaziyette gerçekleşmektedir.
  2. Einstein’ın da dediği gibi, zaman görecelidir ; eğlenen biri ile sıkılan biri, ışık hızında yol alan biri ile duran biri, uyuyan biri ile uyanık biri zamanı birbirlerine göre farklı algılayacaktır – biri için uçan zaman, diğeri için bitmek bilmeyecektir. Yani aslında rüyalarımızdaki zaman, gerçek hayattakine oranla daha hızlı akmaktadır.

Pekâla, kalp atışlarımız ve soluk alıp vermemiz durduktan sonra, beyin faaliyeti 6 ila 12 dakika boyunca – REM benzeri bir vaziyette – sürüyor demiştik. REM‘in ise uykunun rüya görülen safhası olduğunu belirtmiştik. Öyleyse, bu kısa süre boyunca, rüyalar aleminin göreceli zaman ölçütüne vurulduğunda, gerçek hayatta yıllara tekabül edecek bir süre boyunca rüya görmek aslında oldukça mümkün.

Öyleyse bütün bunlara istinaden, sizi ilginç olduğunu düşündüğüm şu soruyla başbaşa bırakıyorum:

Araf, cennet, cehennem, ahiret, reenkarnasyon, nirvana ; bütün bunlar aslında bilincimiz yavaşça sönerken gördüğümüz ebedi ve son bir lüsid rüya olabilir mi?

Reklamlar