İstanbul’da Bir Hayalet

Son zamanlarda, bu güne kadar kendi köşesinde varoluş mücadelesini sürdüregelmiş ve neredeyse bir asırdır görmezden gelinmiş bir mahalle, İstanbul gündeminde önemli bir yere sahip oldu ; fakat bu defalarca tecavüze uğramış ve kendi köşesinde çürümeye bırakılmış mahallenin gerçek hikayesini pek azımız bilir. İşte İstanbul’daki bu hayalet mahallenin hikâyesi:

Bir zamanlar Devlet-i Aliyye-yi Osmâniyye‘nin başkenti olan İstanbul‘a, Fransa Krallığı ile ortak başlatılan elçi bulundurma uygulaması sonrasında sefaretler açılmaya başlanmıştı. Bu sefaretlerdeki üst düzey görevlilerin altındaki çalışanlara civarda kalacak yerler tahsis etmek lazımdı. Aynı zamanda Galata, Beyoğlu ve Nişantaşı gibi bölgelerde yaşayan gayrimüslim ile levanten ailelerin evlerinde ve işyerlerinde çalışanların da Pera’ya yakın konutlara ihtiyaçları vardı.

İşte bütün bunlar, Cadde-i Kebire (İstiklâl Caddesi’ne) yakın, Pera’daki alafranga mimariden esinlenmiş, fakat alt gelir grubuna ev sahipliği ettiğinden mütevellit, pek o kadar iddialı olmayan konutlar barındıran yeni bir mahallenin kurulmasına hâsıl olmuştur. Sonrasında ise, tarihi süreç içerisinde, İstanbul’daki gayrimüslim azınlığına mensup bir çok ailenin de yerleştiği bu mahallenin adını bilebildiniz mi?

Peki, biraz daha ipucu… Cumhuriyet‘in ilanı ile birlikte eski başkent İstanbul’daki sefaretlerin, yeni başkent Ankara’ya taşınması ; bahsi geçen mahalledeki nüfusun çoğunun iş imkânlarının ortadan kalkması ve alt gelir sınıfına mensup bu insanların iyice fakirleşmesi anlamına gelmiştir. 1942’de yürürlüğe giren Varlık Vergisi kararınca, azınlıkların da elindeki hemen hemen her şeyin alınması ile 1955’te, Yunanistan’ın Kıbrıs’taki tavrına olan kamuoyu tepkisinin o zamanki yönetim tarafından körüklenmesiyle doğan 6-7 Eylül Olayları’nda, buradaki Rum evlerinin ve işyerlerinin yağmalanması, bu mahallenin durumunu çok kötü etkilemiştir.

Bu mahallede bulunan 628 konutun 200’den fazlası bu yağma olayları sebebiyle dışarı göç eden azınlıklar tarafından boş bırakılmış ve 1960’taki köyden kente başlayan göç dalgası ile ya işgal edilmiş, ya da odalara bölünerek çok ucuza kiraya verilmiştir. Geri kalan konutların tarihi niteliğe sahip 350 kadarı ise 1980’de, Bedrettin Dalan (Belediye başkanı) tarafından yıkılarak üzerlerinden bir bulvar geçirilmiştir. Mahalle 1990 sonralarında ise, Afrika’dan gelen mültecilerin, ve köylerinin boşaltlmasıyla Doğu’dan göçen Kürtler’in akın ettiği bir yere dönüşmüştür.

Bugün ise, Beyoğlu Belediyesi tarafından “yenileme” kisvesi altında yürütülen centrifikasyon (soylulaştırma, nezihleştirme, burjuvalaştırma) projesi ile bu mahalleden geri kalan bir avuç insanın ve yapının da artık milâdını doldurduğu gösterilmektedir. Gelişmekte olan şehirlerdeki çarpık kentleşme sorunu üzerine çalışan, New York Şehir Üniversitesi, Antropoloji Bölümü’nden, Prof. Dr. David Harvey’nin de bir röportaj’da belirttiği gibi, “Bu proje ile, belediye tarafından, artık dar gelirli vatandaşların şehir merkezinde istenmediği açıkça ilan edilmiştir.”

Proje kapsamında boşaltılan evler son bir aylık süreç içerisinde bir kez daha yağmaya uğramış, mahalle resmen bir savaş alanıyla kıyaslanır hale gelmiş, sözde korunacak ve yenilenecek binalar da birer harabeye dönüşmüş, yıkılmayı beklemektedir.

Bu hikaye Talimhane, Dolapdere Caddesi, Kasımpaşa, Tarlabaşı Bulvarı arasında sıkışıp kalmış, unutulmuş ve yakın zamanda da belediye tarafından resmen ablukaya alınmış Tarlabaşı Mahallesi’nin hikayesidir.

bütün fotoğrafların telİf hakkı (©) Jonathan Lewis‘e aİttİr.

Reklamlar